| Junior Kenan
Join Date: Sep 2006 Location: Uchi mama!
Posts: 153
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Power: 3  | Siir kösemiz oluversin... Arkadaslar buraya her tür istediginiz siirleri paylasin bizimle, yanina kendinize ait bi not birakmadan yazmayin ha! Quote:
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Can Dündar
| bundan 3 sene önce emaille gelen bi siir, okudugum ilk siir'di bu ve benim dalip hayaller kurmama sebeb olmusdu... Quote:
Gece yarısıydı. Arabadaydım. Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internete yayılmış bir öykü*yü anlatıyordu. Kulak kesildim:
"Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında otu*ran adam, yaprakların dökülmesini hüzün*lü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:
'- Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız.'
Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:
'- İngiltere'de bu ameliyatı yapabi*lecek doktor var mı' diye sordu.
'- Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor.
Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Ote*le giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça iti*yordu.
Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.
Polis, böyle tanınmış bir doktorun ne*den Wilkelman adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu."
* * *
Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahın*da gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.
Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Ar*jantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhte*şem villasında kalbine sıktığı tek kurşunla son vermişti hayatına...
Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşun*layarak susturması ne trajik bir final!..
Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçir*dikten sonra çekildiği makyaj odasında ses*sizce ağlayan bir palyaço gibi... Çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman... insanın sözü geçmez, gücü yetmez ba*zen kendine...
En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...
Diline doladığı herkesin iç dünyasını ka*lemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keş*mekeşi tariften acizdir.
Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din ada*mı kadar çaresiz, kıvranır insan...
Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,
...ya da cehennemi bir cephede gün bo*yu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,
...en yakından tanıdığı zaafı, en güven*diği yanına yakıştıramaz insan:
...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...
...bir kurşunla durur.
* * *
Çünkü en beteridir kendisiyle savaşan*ların, kendine yenilmesi...
İnanmadan din adamı olarak kalamaz*sınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesa*retsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir ya*rayla kalplere şifa taşıyamazsınız.
Bu kuşatmayı yarmak için o "zaafları*nızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...
insan, kendine rağmen gider o zaman...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kol*larına koşar.
Bazen uluorta, bazen yapayalnız,
...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...
Malum; "uzun süre uçuruma bakar*san, uçurum da senin içine bakar."
Can DÜNDAR
| beni ucuruma bakarcasina dalip gitmemi sagladi ilk okudugumda Quote:
Neyi arıyorsan sen, Osundur der Mevlana.. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık.... Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü... Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size... Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça...
Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.
Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır... Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz. Narcissusuu bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanazmazmış kendine... Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran... Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya... Yeryüzünün en güzel insanının
öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için Onu her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş, Narcissus, nergis olmuş.
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize... Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi Bahar getirdim sana deyin.
Baharın elinizde olduğunu unutmadan.. Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin... Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin...
Can DÜNDAR
| bu okudugum ikinci siir'iydi ve o zamanlar tam beni anlatiyodu Quote:
LİSE 1.SINIF Ingilizce dersinde yanimda bir kiz oturuyordu
onun için "benim en iyi arkadasim" diyordum..
ama ben onun ipek gibi saçlarina bakip onun benim olmasini istiyordum..
Ama o bana benim ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum,
dersten sonra kalkti ve geçen gün sinifta olmadigi için o günün notlarini istedi
ona notlari verirken bana tesekkür etti ve yanagimdan öptü.
Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum,
onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum
ama çok utaniyordum.. LİSE 2.SINIF Telefonum çaldi,
arayan oydu ve agliyordu bana askin nasil kalbini kirdigini anlatti,
beni evine çagirdi, yalniz kalmak istemedigini söyledi,
bende tabiki gittim, koltuga, onun yanina oturdum,
güzel gözlerine bakmaya basladim ve onun benim olmasini diledim
2 saat sonra Drew Barrymore'un bir filmi basladi ve onu izledik
filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi,
bana her sey için tesekkür etti ve yanagimdan öptü.
Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum,
onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum
ama çok utaniyordum..
SON SINIF Mezuniyet balosundan bir gün önce yanima geldi ve
çiktigim çocuk hasta ve partiye gelemeyecek" dedi,
benimde çiktigim biri yoktu ve 7. sinifta birbirimize söz vermistik
eger çiktigimiz biri olmazsa partilere birlikte gidecektik,
"en iyi arkadas" olarak. Ve partiye birlikte gittik, o aksam çok güzeldi,
her sey yolunda gitti,
partiden sonra onu evine kapisinin önüne kadar biraktim,
kapinin önünde ona baktim o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek bakti.
Onun benim olmasini istiyordum..
Ama o bana benim ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum,
bana "hayatimin en güzel zamanini geçirdigini" söyledi ve yanagimdan öptü.
Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum,
onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utaniyordum..
Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çatti..
Sürekli onu izledim onun mükemmel vücudunu seyrettim. Diplomasini almak için
sahneye çikarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi.
Onun benim olmasini istiyordum..
Ama o bana benim ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum.
Herkes evine gitmeden önce yanima geldi ve aglayarak bana sarildi
sonra basini omzuma koydu ve
"sen benim en iyi arkadasimsin, tesekkürler"
deyip yanagimdan öptü.
Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum,
onu çok seviyordum
ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utaniyordum..
Aradan yillar geçti..
Bir gün bir nikah dairesinde ve o kizin nikahini izliyorum..
evet artik evleniyordu, onun "evet, kabul ediyorum" demesini,
yeni hayatina girmesini izledim, baska bir adamla evli olarak.
Onun benim olmasini istiyordum..
Ama o bana benim ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum.
Yeni hayatina girmeden önce yanima geldi ve nikahima geldin tesekkürler
" deyip yanagimdan öptü.
Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum,
onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum
ama çok utaniyordum.. Yillar çok çabuk geçti..
Su an benim bir zamanlar en iyi arkadasim olan kizin tabutuna bakiyorum,
esyalari toplanirken lise yillarinda yazdigi günlügü ortaya çikti..
Hemen günlügünü aldim ve günlükte okudugum satirlar Şöyleydi..
"ONUN GÖZLERİNE BAKARAK ONUN BENİM OLMASINI DİLEDİM..
AMA O BANA BENİM ONA BAKTIĞIM GÖZLE BAKMIYORDU BUNU BİLİYORDUM.
ONU SADECE ARKADAS OLARAK İSTEMEDİĞİMİ BİLMESİNİ İSTİYORDUM,
ONU ÇOK SEVİYORDUM AMA SÖYLEYEMİYORDUM
NEDENİNİ BİLMİYORUM AMA ÇOK UTANIYORDUM..
KEŞKE BANA BENİ BİR KEZ SEVDİĞİNİ SÖYLESEYDİ.
| neyse sizinkileride duyalim 
__________________ "a broken watch shows 2 times a day the correct TIME" |